Kahramanmaraş‘ta 2021 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde dünyaya gelen Deniz Esin Bozoklar, düşük doğum ağırlığı nedeniyle yenidoğan yoğun bakım servisinde kuvöze alındı. 26 Mayıs 2021 tarihinde görevli hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık’ın kan alma işlemi sırasında bebeğe şiddet uyguladığı iddia edildi.
Güvenlik kamerası kayıtlarına yansıyan ve yaklaşık 14 dakika süren işlem boyunca hemşirenin minik bebeğin başına defalarca vurduğu ve bacağını sertçe sıktığı görüldü. Görüntülerin ortaya çıkmasıyla tutuklanan hemşire hakkında “Kasten yaralama” suçundan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Dava sürecinde gelen raporlar arasındaki çelişkiler üzerine dosya, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderildi.
45 Kişilik Kuruldan Oy Birliğiyle Karar
Dosyayı inceleyen 45 kişilik Adli Tıp Üst Kurulu, hazırladığı raporu mahkemeye sundu. Oy birliğiyle alınan kararda, hemşirenin bebeği sarstığı, kafa ve yüz bölgesine tekrarlayan travmatik eylemlerde bulunduğu ve sol uyluk kemiğinde hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte kırığa yol açtığı doğrulandı.
Ancak raporda; olay tarihinde kranial MR (beyin emarı) bulunmadığı gerekçesiyle bebekte meydana gelen zihinsel ve bedensel engellilik tablosu ile hemşirenin eylemleri arasında tıbbi illiyet bağı kurulamadığı ifade edildi. Kurul, mevcut tablonun bebeğin prematüre doğumu ve bünyesel gelişim geriliğinden kaynaklandığını değerlendirdi.

“Bizimle Dalga Geçer Gibi Bir Rapor”
Adli Tıp Üst Kurulu’nun kararına sert tepki gösteren baba Abdullah Bozoklar, duyduğu üzüntü ve öfkeyi şu sözlerle dile getirdi:
“Beyin sarsıntısını yazıyor, kafa sarsıntısını yazıyor, 14 dakika boyunca şiddeti yazıyor ve geriye dönüp baktığın zaman bacağının kırılmasını yazıyor ve hayat fonksiyonlarını etkilediğini yazıyor, ‘ama illiyet bağı kuramadık.’ Yani bu saçma bir rapor, bizimle dalga geçer gibi bir rapor. 45 kişinin oy birliğiyle imzaladığı bir rapor ama yukarıdaki maddelerin hepsinde olayın hepsi söyleniyor, hastanın prematüre olmasına bağlandı. Doğumdan şiddet uygulanana kadar hiçbir nörolojik takibi yok, hiçbir epilepsi ilacı kullanımı yok, Serebral palsi ile ilgili bir ön tanısı yok, hiçbir şeyi yok. Dönüyorsun, geliyorsun diyorsun ki, ‘Senin çocuğun erken doğmuş, bu hastalıklar zaten olacaktı.’ Bu hastalıklar yüzde 1 ihtimaldi, yüzde 2 ihtimaldi. Yani bugüne kadar doğan prematüre çocukların hepsi mi bu şekildeydi?”
“Bu Çocuk Mu Demelidir ‘Bana MR Çekin’ Diye?”
Anne Sema Bozoklar ise rapordaki eksiklik vurgusunun sorumluluğunun bebeğe yüklenmek istendiğini belirterek tepkisini şöyle aktardı:
“Gelen raporda çocuğun bacağının kırığının ağırlığını, çocuğa yapılan darbın, şiddetin ağırlığını her şeyi yazıyorsunuz. Sonuç olarak ‘MR çekilmedi’ diye bunun sorumluluğunu da benim çocuğuma yüklüyorsunuz. Bu çocuk mu demelidir, ‘Bana MR çekin’ diye? Asıl soruşturmanız gereken oradaki sorumlulardır, benim çocuğum değildir. Oradaki sorumluları soruşturun bakalım, benim çocuğuma neden MR çekmemişler, neden ayrıntılı bir şekilde araştırmamışlar? Bunları soruşturun bence benim çocuğumdan önce.”




