Anadolu’nun dili başkadır.
Her kelimenin içinde yılların birikimi, toprağın kokusu, emeğin alın teri vardır. Bazı kelimeler vardır ki sözlüklerde yer almaz ama halkın gönlünde asırlardır yaşar. İşte “tahıldak” da onlardan biridir.
Bugün birine “Tahıldak!” deseniz, belki bunu hakaret sanır.
Oysa Kahramanmaraş’ın köylerinde, bağında, bahçesinde büyüyenler bilir ki tahıldak hakaret değildir.
Tahıldak, olgunlaşmamış incirdir.
Daha yolun başındaki yemiştir.
Henüz güneşi tam içine çekememiş, dalında sabırla bekleyen ilk halidir.
Yani tahıldak olmak, eksik olmak değil; olgunlaşma yolunda olmaktır.
Ne güzel söylemiş eskiler:
“Tahıldak yeter, incir olur; koruk yeter, teh olur.”
Bu söz yalnızca inciri, üzümü anlatmaz.
İnsanı anlatır.
Hayatı anlatır.
Sabrı anlatır.
Beklemeyi anlatır.
Biz artık her şeyin hemen olmasını istiyoruz.
Yeni dikilen fidanın ertesi yıl meyve vermesini bekliyoruz.
Yeni başlayan bir işin birkaç ay içinde büyük kazanç sağlamasını istiyoruz.
Çocuklarımızın emek vermeden başarılı olmasını istiyoruz.
Hatta yeni göreve gelen insanların bile birkaç ay içerisinde yılların problemlerini çözmesini bekliyoruz.
Oysa tabiat böyle işlemiyor.
İncir bile zamana ihtiyaç duyuyor.
Koruk bile sabır istiyor.
İnsan neden istemesin?
Çocukluğumuzun yazları gözümün önüne geliyor.
Kahramanmaraş’ın sıcak günlerinde incir ağaçlarının altına giderdik.
Dalında yeni yeni büyüyen yemişleri görünce elimiz uzanırdı.
Büyüklerimiz hemen seslenirdi:
“Dokunmayın, daha tahıldak…”
O zaman üzülürdük.
Şimdi düşünüyorum da, büyükler aslında bize hayat dersi veriyormuş.
Çünkü olgunlaşmadan koparılan her meyvenin tadı eksik olur.
Olgunlaşmadan verilen her kararın da…
Koruğun hikâyesi de farklı değildir.
Bağ bozumu yaklaşırken üzümler önce koruk olur.
Ekşidir.
Ağız buruşturur.
Ama güneş görür, rüzgâr alır, yağmur içer, zaman geçer.
Sonra o koruk, sofraların aranan üzümü olur.
Pekmez olur.
Pestil olur.
Kuru üzüm olur.
Demek ki bugün ekşi olan, yarın tatlı olabilir.
Yeter ki dalından koparılmasın.
Yeter ki zamanı gelsin.
İnsan da böyledir.
Gençliğin heyecanıyla yapılan hataların çoğu, zamanın öğrettikleriyle düzelir.
Tecrübe dediğimiz şey, yaşanmış yılların hediyesidir.
Hiç kimse doğduğu gün bilge olmaz.
Hiç kimse ilk adımında usta olmaz.
Hiç kimse ilk denemesinde mükemmeli yakalayamaz.
Her insanın bir tahıldak dönemi vardır.
Kimisi erken olgunlaşır.
Kimisi biraz geç.
Ama önemli olan, o süreci sabırla yaşayabilmektir.
Bugün toplum olarak en çok kaybettiğimiz değerlerden biri de sabırdır.
Hız çağında yaşıyoruz.
Bir tuşa basıyoruz, bilgi önümüzde.
Bir sipariş veriyoruz, birkaç saat sonra kapımızda.
Beklemeyi unuttuk.
Oysa tabiat bize her gün sabrı öğretiyor.
Bir çekirdeğin ağaca dönüşmesi yıllar alıyor.
Bir ceviz gölge verecek hale gelene kadar nice mevsimler geçiyor.
Bir incir bile tahıldaktan olgun yemişe dönüşene kadar güneşle, rüzgârla ve zamanla yoğruluyor.
Kahramanmaraş’ın bağları, bahçeleri sadece ürün yetiştirmez.
İnsan da yetiştirir.
Her mevsimin ayrı bir sözü vardır.
İlkbahar umut öğretir.
Yaz emek öğretir.
Sonbahar bereket öğretir.
Kış ise sabır öğretir.
Bu yüzden köylerde büyüyen insanlar, tabiatın dilini iyi bilir.
Çünkü toprağın aceleye gelmediğini yaşayarak öğrenmişlerdir.
Bugün çocuklarımızı da biraz fazla acele ettiriyoruz.
Sürekli yarış…
Sürekli başarı…
Sürekli daha fazlası…
Oysa bazen çocukların da tahıldak kalmaya hakkı vardır.
Oyun oynayarak büyümeye…
Yanlış yaparak öğrenmeye…
Düşerek ayağa kalkmaya…
Hayatı yaşayarak tanımaya…
Olgunlaşmak zaman ister.
Şehirler de böyledir.
Kahramanmaraş büyük acılar yaşadı.
Depremle yıkıldı.
Yaralarını sarmaya çalışıyor.
Yeni yollar yapılıyor.
Yeni konutlar yükseliyor.
Yeni iş yerleri açılıyor.
Ama şehirlerin de olgunlaşması zaman ister.
Sabır ister.
Bir şehri yeniden ayağa kaldırmak, bir incirin olgunlaşmasını beklemek gibidir.
Emek ister.
İnanç ister.
Dayanışma ister.
Eskilerin sözleri boşuna söylenmemiştir.
Onlar hayatı kitaptan değil, yaşayarak öğrendiler.
Bu yüzden birkaç kelimeyle ciltler dolusu nasihat verdiler.
“Tahıldak yeter, incir olur.”
Yani acele etme…
Her şeyin bir vakti var.
“Koruk yeter, teh olur.”
Yani umudunu kaybetme…
Bugün eksik görünen yarın en güzel hâline ulaşabilir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, bu kadim sözleri yeniden hatırlamaktır.
İnsanlara biraz zaman tanımak…
Çocuklara biraz sabır göstermek…
Şehrimize biraz umutla bakmak…
Ve en önemlisi, hayatın her şeyden önce bir olgunlaşma yolculuğu olduğunu unutmamaktır.
Çünkü hiçbir incir, tahıldak olarak dalında kalmaz.
Hiçbir koruk da ömür boyu ekşi değildir.
Yeter ki güneşini alsın…
Yeter ki zamanını yaşasın…
Yeter ki sabırla beklensin.
İşte o zaman hem incir tatlanır…
Hem üzüm olgunlaşır…
Hem de insan, hayatın gerçek lezzetine ulaşır.
AKİF ARSLAN






YORUMLAR