Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
AKİF ARSLAN
AKİF ARSLAN

Bir Tokadın Ardından: Dünden Bugüne Okulda Şiddet

Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Manisa… Üç şehir, üç ayrı acı ve aynı soru: Okullarımızda ne oluyor?
Bugün 60 yaşının üzerindeyim.
Yıllar öncesine, çocukluğuma uzandığımda hafızamda silinmeyen bir gün var. Öğretmenden dayak yediğim günü hatırlıyorum. Mustafa ile birlikte matematik dersinde dayak yemiştik.
O günün üzerinden yıllar geçti. Aradan geçen onca zamana rağmen o anı hâlâ hatırlıyorum.
O zamanlar öğretmenden dayak yemek, birçok çocuk için hayatın sıradan bir parçası gibiydi. Büyüklerimiz, “Öğretmen döver de sever de” derdi. Öğretmenin attığı tokat, çoğu zaman bir disiplin yöntemi olarak görülürdü.
Üstelik mesele yalnızca okulda bitmezdi.
Öğretmenden dayak yiyip eve geldiğinde bir de annene babana anlatmaya kalkışmak vardı. Çünkü bu kez de evde azar işitmek, hatta dayak yemek mümkündü.
Çocuk, iki ateş arasında kalırdı.
Bir yanda okulda öğretmenin öfkesi, diğer yanda evde ailesinin tepkisi…
Şimdi dönüp baktığımda kendi kendime soruyorum: Bir çocuk, kendisini koruması gereken yetişkinlerden neden korkmak zorunda kalsın?
Aradan onlarca yıl geçti. Dünya değişti, hayat değişti, eğitim anlayışı değişti. Çocuk hakları konuşuluyor, şiddetin kabul edilemez olduğu anlatılıyor. Ancak bugün Şanlıurfa’dan Kahramanmaraş’a, Manisa’dan yükselen acı haberler, geçmişin gölgelerinin hâlâ üzerimizde dolaştığını düşündürüyor.
Bu şehirlerin adlarını yan yana getirdiğimizde yalnızca birer yerleşim yerini değil, çocuklarımızın güvenliği konusunda hepimizi ilgilendiren ortak bir meseleyi görüyoruz.
Okul dediğimiz yer, çocuğun hayata hazırlandığı yerdir. Öğretmen dediğimiz kişi, çocuğa yalnızca matematik, Türkçe ya da fen bilgisi öğretmez. Aynı zamanda ona insan olmayı, birlikte yaşamayı, farklılıklara saygı duymayı da öğretir.
Peki, çocuk okulda korkuyorsa ne öğrenecek?
Kendisine el kaldırılmasından çekinen, derdini anlatmaktan korkan, başına gelenleri ailesine söyleyemeyen bir çocuktan nasıl sağlıklı bir eğitim hayatı bekleyebiliriz?
Elbette geçmişteki her öğretmeni suçlamak doğru değil. Bizim de hayatımıza dokunan, bizi yetiştiren, emeğini hiçbir zaman unutamayacağımız öğretmenlerimiz oldu. Ancak bir gerçeği de kabul etmeliyiz: Şiddet, hangi gerekçeyle uygulanırsa uygulansın, eğitimin bir parçası olamaz.
Bugün mesele yalnızca öğretmenin öğrenciye, öğrencinin öğretmene ya da öğrencinin başka bir öğrenciye uyguladığı şiddet değil. Mesele, çocuklarımızın okulda kendilerini ne kadar güvende hissettikleri ve toplum olarak onlara nasıl bir gelecek hazırladığımızdır.
Bir zamanlar öğretmenden yediğimiz tokadı yıllar sonra bile hatırlıyorsak, o tokadın çocuk ruhunda bıraktığı izi küçümsememek gerekir.
Çünkü bazı yaralar görünmez.
İnsan büyür, yaş alır, kendi çocuklarını yetiştirir. Ama çocukluğunda yaşadığı bir korku, bazen yıllar sonra bile hafızasının bir köşesinde yaşamaya devam eder.
Bugün 60 yaşının üzerindeyim.
Mustafa’yla matematik dersinde dayak yediğimiz günü hâlâ hatırlıyorum.
Ama artık şunu biliyorum: Bir çocuğa matematiği öğretmenin yolu tokattan geçmez. Bir çocuğu hayata hazırlamanın yolu korkutmaktan değil, ona güven vermekten geçer.
Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve Manisa…
Bu şehirlerin adları bize bir kez daha şunu hatırlatmalı: Çocuklarımızın okulda korkmadan yaşayabildiği, öğretmenlerin güven içinde görev yaptığı, ailelerin evlatlarını gönül rahatlığıyla okula gönderdiği bir eğitim ortamı oluşturmak hepimizin sorumluluğudur.
Çünkü okul, çocuğun korkuyla sustuğu değil, güvenle konuşabildiği yer olmalıdır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER