Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya

Kahramanmaraş ortaya çıktı şaşırtan gerçek! Alper Eskikılıç’tan Sarsıcı Araştırma

Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinin sıralandığı listede Kahramanmaraş, köklü tarihiyle dikkat çeken şehirler arasında gösterildi. Kahramanmaraş Birlik Platformu Yöneticisi ve tarih araştırmacısı Alper Eskikılıç’ın son çalışması, arkeoloji ve tarih dünyasında büyük ses getirecek bir gerçeği gün yüzüne çıkardı.

Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinin sıralandığı listede Kahramanmaraş, köklü tarihiyle

KAHRAMANMARAŞ TARİHİNDE EZBER BOZAN KEŞİF!

Alper Eskikılıç Araştırdı: “Binlerce Yıllık Sır Perdesi Aralanıyor”

Türkiye’nin en eski yerleşim yerleri listesinde Kahramanmaraş’ın konumunu sarsılmaz bir noktaya taşıyan bu araştırma, şehrin tarihinin bilinenin çok daha ötesine uzandığını gösteriyor.

Medeniyetlerin Kesişme Noktası Değil, Başlangıç Noktası!
Hititlerden Asurlara, Roma’dan Osmanlı’ya kadar devasa imparatorluklara ev sahipliği yapan Kahramanmaraş, Alper Eskikılıç’ın titiz araştırmasıyla sadece bir “durak” değil, kesintisiz yaşamın binlerce yıldır devam ettiği nadir bir “merkez” olarak tescillendi. Eskikılıç’ın ulaştığı veriler, Kahramanmaraş’ın dünya tarihindeki stratejik önemini yeniden tanımlıyor.

Hititlerden Osmanlı’ya kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapan kent, binlerce yıldır kesintisiz yaşamın sürdüğü önemli merkezlerden biri olarak öne çıktı.

1097 yılına gelindiğinde Maraş (Germanikeia/ Marasch) , artık sıradan bir Anadolu şehri değildi. Şehir, Bizans’ın zayıflayan sınır dünyasıyla Selçuklu hakimiyeti arasında kalan, aynı zamanda Ermeni nüfusun da güçlü biçimde hissedildiği kritik bir geçiş merkeziydi. 1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında Anadolu’daki Bizans otoritesi büyük ölçüde sarsılmış, Maraş ve çevresi sık sık el değiştiren bir sınır bölgesine dönüşmüştü. 1080’lerden itibaren bölgedeki Ermeni prenslikleri güç kazanırken, Selçuklu etkisi de bir yandan devam ediyordu. Yani Birinci Haçlı Seferi başladığında Maraş; Türk, Ermeni, Bizanslı ve yerel Hristiyan unsurların iç içe yaşadığı, siyasi olarak kırılgan bir şehir durumundaydı.

O sırada Anadolu’nun batısında Bizans İmparatoru I. Aleksios Komnenos yeniden kontrol kurmaya çalışıyor, Orta Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devleti hüküm sürüyor, güneyde ise Antakya (Antioch) ve çevresi üzerinde farklı yerel güçler mücadele ediyordu. Maraş’ın güney hattında Ermeni prensliklerinin etkisi hissedilirken, doğuda Müslüman emirlikler vardı. Yani şehir tam anlamıyla büyük güçlerin arasında duran bir tampon bölgeydi.

İşte tam bu sırada Avrupa’dan gelen Haçlı orduları Anadolu’ya girdi. Ancak bu ordular modern anlamda düzenli, disiplinli ulusal ordular değildi. Fransız, Norman, Lorraine’li ve İtalyan şövalyelerden oluşan farklı gruplar; paralı askerler, fanatik din adamları ve onları takip eden on binlerce siville birlikte ilerliyordu. Kroniklerde, özellikle yol üzerindeki bölgelerde ciddi yağma ve şiddet yaşandığı anlatılır. (Hatta üniversitede iken sık sık tarih istişare ettiğim çok değerli bir hocam, haçlıların geçtiği güzergahlarda senelerce bitki yetişmediği o toprakların çorak kaldığını nakletmişti.)

Birçok Haçlı birliği yiyecek bulamadığında çevredeki köyleri zorla boşaltıyor, hayvanlara el koyuyor ve direnen yerleşimlere sert davranıyordu. Özellikle açlığın arttığı dönemlerde disiplin tamamen bozulabiliyordu fakat korkudan mıdır, yoksa menfaatten midir bilinmez Ermeniler Haçlılara ikram ve izzette kusur etmiyorlardı, yazının sonunda bahsedeceğim detayda göreceğiniz gibi Ermeniler ve özellikle Franklar (Fransızlar) enteresan şekilde o zamanda iş birliği içindeydi.

1097 sonbaharında Haçlılar Anadolu içlerinden güneye yönelirken Maraş hattı büyük önem kazandı. Çünkü Antakya’ya ulaşmak isteyen her büyük güç, Toros (Taurus) geçitlerini ve Maraş çevresindeki yolları dikkate almak zorundaydı. Şehirde yaşayan halk için asıl korku buydu; Ordular yalnızca geçmiyor, geçtikleri yerin düzenini de dağıtıyordu. Haçlı kaynaklarının bile kabul ettiği üzere açlık dönemlerinde bazı birlikler köylere saldırıyor, erzak depolarını boşaltıyor ve bölge halkını zor durumda bırakıyordu. Özellikle disiplin dışı grupların davranışları bölgedeki sivil nüfus üzerinde ciddi korku oluşturmuştu.

Haçlıların barbarlığı en çok kuşatma süreçlerinde ortaya çıktı. Antakya yolunda ilerleyen birlikler, direniş gördükleri bölgelerde çok sert yöntemlere başvuruyordu. Dönemin kronikleri, bazı yerleşimlerde toplu katliamların yaşandığını ve sivillerin korunmadığını açıkça aktarır. Özellikle daha sonra 1099 Kudüs Kuşatması sırasında yaşanan katliamlar, Haçlı ordularının nasıl bir fanatizmle hareket ettiğini gösterir. Çağdaş kaynaklarda Müslümanların, Yahudilerin ve hatta Doğu Hristiyanlarının bile öldürüldüğü anlatılır. Bu atmosfer düşünüldüğünde Maraş gibi sınır şehirlerinde yaşayan halkın korkusu çok daha anlaşılır hale gelir. Çünkü insanlar yaklaşan ordunun yalnızca asker taşımadığını; açlık, yağma ve kontrolsüz şiddet de taşıdığını biliyordu.

Maraş’ın dramatik tarafı tam burada ortaya çıkar. Şehir o dönemde tam anlamıyla hiçbir büyük gücün tamamen güvenli kontrolünde değildi. Bizans eski hakimiyetini kaybetmişti, Selçuklu otoritesi dalgalanıyordu, Ermeni prenslikleri ise kendi alanlarını korumaya çalışıyordu. Böyle bir ortamda Haçlıların gelişi, zaten kırılgan olan düzeni daha da sarstı. Şehir halkı için mesele artık yalnızca “kim yönetecek?” sorusu değildi; “yarın hangi ordu kapıya dayanacak?” sorusuydu.

Birinci Haçlı Seferi’nin Maraş üzerindeki etkisi bu yüzden sadece askeri değildir. Bu süreç, şehrin psikolojisini ve tarihsel rolünü değiştirdi. Maraş artık yalnızca bir Anadolu şehri değil; doğu ile batının, Müslümanlarla Haçlıların, Bizans mirasıyla yeni Türk hakimiyetinin birbirine çarptığı büyük sınırın ön cephesi haline geldi. Ve belki de en ağır tarafı şuydu: Bu şehir, uzun yıllar boyunca huzuru değil, sürekli yaklaşan orduların gölgesini yaşayacaktı.

Değerli Hazirun burada benim dikkatimi çeken şeylerden birini hususen sizinle paylaşmak istiyorum,Thomas Asbridge’nin eserinde sık sık Ermeniler ile Frankların (Fransızların) arasındaki iyi ilişkileden bahsediliyor. Bakın aynen ifade şöyle: Finally, around 10 October 1097, the First Crusade reached Marash, at the head of the Amouk valley and the route towards Antioch and northern Syria. Upon their approach, the town’s Muslim garrison fled, and Marash’s Armenian governor Thatoul, who had until then ruled as a Turkish client, offered the Franks a warm welcome. Lavish markets were set up, from which the crusaders could purchase all manner of supplies and provisions to soothe away memories of the Anti-Taurus.

Yani;Sonunda, yaklaşık 10 Ekim 1097’de, Birinci Haçlı Seferi Amik ovasının başındaki ve Antakya ile kuzey Suriye’ye giden yol üzerindeki Maraş’a ulaştı. Yaklaşmaları üzerine, şehrin Müslüman garnizonu kaçtı ve o zamana kadar Türk himayesi altında hüküm süren Maraş’ın Ermeni valisi Thatoul, Franklara (Fransızlara) sıcak bir karşılama sundu. Haçlıların her türlü malzeme ve erzak satın alabileceği görkemli pazarlar kuruldu; Anti-Taurus’un anılarını yatıştırmak için.

Bakın sene 1097. Fransızlar ve Ermeniler, Müslüman Türklere ve bölgedeki diğer müslümanlara karşı iş birliği yapıyor. 1919 ‘da Fransızların bu bölgeye gelişi ve Ermenilerin onları karşılaması boşa değil.

Biz unutsak bile düşmanlarımız unutmuyorlar! Ve tarih tekerrürden ibaret!

Kaynak: Alper Eskikılıç / Kahramanmaraş Birlik Platform Araştırmaları

Yararlanılan Kaynaklar:

1. https://ia802901.us.archive.org/32/items/in.ernet.dli.2015.101108/2015.101108.A-History-Of-The-Crusades-Vol-I.pdf

2. https://www.researchgate.net/profile/Muhammad-Imtiyaz-Ahmed/publication/378577073_The_First_Crusade/links/65e07d9dc3b52a1170fef295/The-First-Crusade.pdf

3. https://www.researchgate.net/publication/271948051_JONATHAN_RILEY-SMITH_The_First_Crusaders_1095-1131_Cambridge_Cambridge_University_Press_1997_Pp_310_4995_-

4. https://ia800505.us.archive.org/31/items/cahen.-1968-pre-ottoman-turkey/Cahen.1968%20preOttomanTurkey.pdf