“Cennet annelerin ayağı altındadır…”
İnsanlık tarihinin en derin, en anlamlı ve en vicdanlı cümlelerinden biridir belki de bu söz. Bir medeniyetin kadına, anneye, aileye ve merhamete bakışını tek bir cümlede özetleyen büyük bir hakikattir. Mensubu olduğumuz İslâm dini, anneyi yalnızca bir birey olarak değil; hayatın özü, ailenin direği ve toplumun vicdanı olarak görmüştür.
Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri bile huzurun, sevginin ve güvenin kaynağını ararken aslında cevabın çok uzağında değildir. Çünkü o cevap; bir annenin duasında, gözyaşında, sabrında ve fedakârlığında gizlidir.
Boşuna dememiş atalarımız: “Bağdat gibi diyar olmaz, ana gibi yar olmaz…”
Çünkü anne, insanın dünyadaki ilk sığınağıdır. Daha gözünü açmadan sesini duyduğu, korktuğunda kokusuna sarıldığı, düştüğünde ellerine tutunduğu ilk limandır. İnsan hayatta birçok dost edinir, birçok kapı çalar, nice şehirler görür ama bir annenin yüreğindeki sıcaklığı başka hiçbir yerde bulamaz.
Modern çağın en büyük kaybı da belki budur… Teknoloji büyüdü, binalar yükseldi, yollar uzadı ama insanlar annelerine ayırdığı zamanı küçülttü. Aynı evin içinde birbirine yabancılaşan aileler ortaya çıktı. Bir zamanlar sofraların başköşesinde oturan anneler, şimdi telefon ekranlarının gölgesinde unutulmaya başladı.
Oysa bir annenin yorgunluğu sadece fiziksel değildir. O, evladının derdini içine atan sessiz bir çınardır. Kendi acısını belli etmeden gülümseyebilen görünmez bir kahramandır.
Gece herkes uyurken dua eden odur… Evladının hastalığında sabaha kadar başında bekleyen odur… Kendisi açken çocuğunu doyuran odur… Yıllar geçse de evladını hâlâ küçük bir çocuk gibi gören odur…
Ve ne gariptir ki insan, annesinin kıymetini çoğu zaman büyüdüğünde anlar. Bir gün sofraya oturduğunda o eski yemeklerin tadını bulamadığında… Bir hastalıkta başını okşayan eli aradığında… Hayatın sert rüzgârları yüzüne vurduğunda… İşte o zaman annesinin sessizce ördüğü merhamet duvarını fark eder.
Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; biraz daha vicdan, biraz daha merhamet ve biraz daha aile sıcaklığıdır. Bunun yolu da annelerin değerini yeniden hatırlamaktan geçiyor. Çünkü güçlü toplumlar, güçlü annelerin omuzlarında yükselir.
Bir anne sadece çocuk büyütmez; Karakter yetiştirir… Vicdan öğretir… İnsan inşa eder…
Bu yüzden annesine saygısını kaybeden toplumlar, zamanla kendi ruhunu da kaybeder.
Kahramanmaraş gibi geleneklerine bağlı şehirlerde anne kavramı her zaman ayrı bir yere sahip olmuştur. Bu topraklarda anne; yalnızca evin değil, mahallenin de duasıdır. Depremin en ağır günlerinde bile önce evladını düşünen, enkaz başında gözyaşı döken yine annelerdi. Acının ortasında dimdik duran, ailesini ayakta tutan o sessiz kahramanlar…
Belki de bu yüzden cennet, annelerin ayağının altına serilmiştir. Çünkü onların yürüdüğü yol fedakârlık yoludur. Onların duası, göğe açılan en temiz kapıdır.
Hayat telaşı içinde çoğu şeyi erteliyoruz. Ama anne sevgisi ertelenecek bir mesele değildir. Bir gün aramak için geç kalınabilir… Bir gün sarılmak için vakit yetmeyebilir… Bir gün “hakkını helal et” demek istenip de söylenemeyebilir…
Bu yüzden bugün hâlâ annesi hayatta olan herkes büyük bir servete sahiptir. Bir annenin hayır duası, dünyadaki en büyük zenginliklerden biridir.
Ve unutulmamalıdır ki; Bir toplum annelerine ne kadar değer veriyorsa, geleceğine de o kadar sahip çıkıyordur.
Çünkü gerçekten… Cennet annelerin ayağı altındadır.
Anneler bir güne sığmaz ama yine de anneler günü kutlu olsun.
AKİF ARSLAN

YORUMLAR