Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Orhan Demir
Orhan Demir

Sahi, Sosyal Medya Bizim Neyimiz Olur?

KONUK YAZAR
MAŞİDE AYDOĞAN DİNÇER

 

Bazen elimde telefonla ekrana bakarken kendimi yakalıyorum. Birilerinin ne yediğini, nereye gittiğini, hangi başarıyı kutladığını izliyorum. Kendi hayatımı bir kenara koyup başkalarının hayatlarını kaydırıyorum parmağımla. Sonra bir düşünce düşüyor içime: “Ben burada ne arıyorum?”

Çuvaldızı önce kendime batırmak isterim. Paylaştığım bir fotoğrafın kaç beğeni aldığına üzülmüşlüğüm var. Yazdığım bir düşünceye gelen yorumları gece uyumadan önce tekrar tekrar okumuşluğum… Kalabalıklar içinde görünür olma arzusu bazen o kadar büyüyor ki, “gerçekten yaşamak” geri planda kalıyor.

Bir zamanlar paylaşmak içindi sosyal medya. Şimdi kanıtlamak için kullanıyoruz: “Ben de varım”, “Ben de mutluyum”, “Ben de güzel yaşıyorum.” Oysa bu ne kadar gerçek? Filtrelerin ardında kalmış, ışığı ayarlanmış bir yüz ne kadar bize ait?

Hepimiz görünmek istiyoruz ama görünmeden yaşamayı unuttuk. Kendi içimize dönmeyi, başkalarının gözleri dışında bir hayat kurmayı… Sosyal medya, günümüzün dijital aynası oldu. Ama bu ayna, yüzümüzü değil; başkalarının görmek istediği yansımayı gösteriyor artık.

Kimi zaman bir kahve içtiğim mekânı paylaşırken yakalıyorum kendimi, “Neden bunu paylaşıyorum?” diye soruyorum. Gerçekten paylaşmak mı istiyorum, yoksa bir şeyleri ispatlamaya mı çalışıyorum? Hepimizin içinde onaylanma isteği var. Ama bu onay, bir başkasının parmağının ucundaki “beğen” tuşuna bağlı olmamalı.

Yalnız değilim. Kalabalıklar da benim gibi. Sosyal medya, bizi birbirimize bağlarken aynı anda birbirimizden uzaklaştırıyor. Artık göz göze konuşmalar azaldı, yüz yüze gülüşmeler seyrekleşti. Ekranların ardında kalabalıklar var ama içimizde büyüyen bir yalnızlık da cabası.

Her gün birileri linç ediliyor, birileri yüceltiliyor. Kimin haklı kimin haksız olduğuna saniyeler içinde karar veriyoruz. Empati yerine öfke, anlayış yerine yargı büyüyor. Birinin hayatını bir cümleyle yerle bir edebiliyor, sonra yolumuza devam ediyoruz. Çünkü bu mecra, sorumluluğu hafif, etkisi ağır bir yer. Herkesin sesi var ama herkesin vicdanı yok.

Ve mahremiyet… Eskiden “özel hayat” diye bir kavram vardı. Şimdi en özel anlarımız bile anlık paylaşımlara dönüştü. Bir çocuğun ilk adımı, bir annenin gözyaşı, bir çiftin vedası… Artık hiçbir şey sadece bize ait değil. Paylaşmazsak eksik, göstermezsek yaşamamış sayıyoruz.

Sosyal medya, hayatımıza değer katan bir araç olabilir elbette. Bilgiyi yayabilir, sesi duyulmayanı görünür kılabilir, iyiye vesile olabilir. Ama bunun için önce kendimize dürüst olmamız gerekiyor. Neden buradayız? Gerçekten paylaşmak mı istiyoruz, yoksa görünmek mi? Onaylanmak mı, yoksa anlaşılmak mı?

Ben bu soruları kendime sormaya başladım. Cevaplar hâlâ net değil belki, ama artık daha farkındayım. Belki hepimiz biraz daha farkında olsak, bu dijital kalabalık içinde biraz daha insanca kalabiliriz.

Ve dönüp en temel soruyu yeniden sormak gerekir:

Sahi, sosyal medya bizim neyimiz olur?

KONUK YAZAR
MAŞİDE AYDOĞAN DİNÇER

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER