
Biz 1964 yılında Kışla Caddesi’nde Gözlüklü Ali AYTEMİZ Bey’in evine taşındığımızda ben dört yaşımdaydım.
Çok büyük bir bahçe içinde iki blok, dört katlı binanın bahçesinin üst tarafında kocaman bir göl, yüzme havuzu vardı. Pınarbaşı’ndakilerden daha büyük.
İstasyondaki Sümerbank Fabrikası’ın her sabah 07.00’de çalan vardiya düdüğü, derinden bir ses olarak Kışla Caddesi’nden duyulurdu; öyle bir Maraş.
Çocuk Bahçesi’ndeki Renk Sineması, Yıldız Sineması’nın yerine Niyazi ŞİMDİVAR tarafından inşa edildiğinde, biz orada oturuyorduk.
Ankara’daki Arı Sineması gibi, İstanbul Beyoğlu’ndaki Sine Pop gibi büyük ve modern bir sinema olarak Maraş’ın kültür hayatına bir gök kuşağı gibi doğdu Renk Sineması.
Daha önceden Kale Açık Hava Sineması, Kale’deki salıncakların arka tarafındaydı.
Bingöl, Ceylan, Renk, Levent, Şan, Sun, Atlas sonradan Çiçek Sinemaları’nın beş tanesinin yazlıkları vardı.
Bunlardan başka, Kışla’nın içinde ve Sümerbank Fabrikası’nda da kendi cep sinemaları vardı.
Maraş’ta ilk sinemayı açan yatırımcı ve işletmeci Hasan CEYLAN,
sonradan bu işletmeyi devralan ve Atlas Sineması’nın da işletmecisi olan Mehmet Hanifi GÜRLER, Levent Sineması’ndaki işletme ortağı İrfan YIKAN, Bingöl Sineması’nın mülkiyet sahibi ve işletmecisi Ramazan BİNGÖL ve Mustafa BİNGÖL, Şan Sineması’nın işletmecisi, Bayram GÖZÜKARA Namıdiğer Kör BAYRAM, Çiçek Sineması’ın tesis yatırımcısı ve işletmecisi Nafi KOCABAŞ, Levent Sineması’nın arsa sahibi Ecz Arslan İSPİR’i burada saygıyla anıyoruz.
Aileler gündüz matinesinde hanımlar üst katta, erkek izleyiciler alt katta olacak şekilde; akşamları ise balkon, salon ve localar karma düzende bu sinemaların müdavim izleyicileri şeklindeydiler.
Bütün yerler numaralıydı ve formalı teşrifatçılar vardı.
İstanbul’la aynı anda birinci vizyon filmleri geniş bir aile ortamında seyretmek; bizler için dünyaya açılan pencere, büyük bir görgü gelişimi ve büyük bir mutluluktu.
İyi Kötü Çirkin, Love Story, Paris’te Son Tango, İrlandalı Kız, Kiev’deki Adam, Tankların Hücumu, Baba, Kolsuz Kahraman, 007 Yavru’yla Katip, Santana, Dünyanın Ucundaki Fener, Küçük Şahit, Çölde Kaybolan Çocuk, 007 James Bond gibi bütün filmler.
Yerli filmlerin ise her zaman daha büyük bir takipçi kitlesi vardı.
Bazan okullar öğrencilerini toplu halde, öğretmenleriyle birlikte sinemaya götürürlerdi.
Halk Eğitim Müdürlüğü’nün de Uzunoluk’un arka tarafında kendi salonunda belgeseller gösterdiği küçük bir sineması vardı. Burayada okullar giderdi.
Gece 24.00’da Akdere’deki Yazlık Atlas Sineması aile matinesi yapardı ve bu saatte bile, önceden bilet almadıysanız sinemada yer bulamazdınız.
Film başlamadan gelecek program ve pek yakında başlıklarıyla daha sonra oynatılacak filmlerin fragman tanıtımları yapılırdı.
Bazan siyah beyaz çok kısa Kıbrıs Belgeselleri verirlerdi Mücahitler’i ve Türk Mukavemet Teşkilatı’nı anlatan.
Bazanda aile, çocuk ve sağlık üzerine eğitsel kısa tanıtımlar olurdu yine aynı şekilde.
54 bin nüfuslu bir şehrin kültür hayatının, altmış yıla varan mazisinden bugüne; birçoğumuzu sinefil yapan beyaz perde kültürü daha sonra ne yazıkki uzun yıllar sürecek olan anlamsız bir karanlığa gömüldü.
Bugün Kahramanmaraş’ta sinemada film izlerken, yan koltuğunuzda geçmişin güzel insanlarının hatıraları sizlerle olsun.

YORUMLAR