Bir zamanlar mahalleler vardı…
Kapısı kilitlenmeyen evler, pencereden uzatılan bir tabak yemek, hastalanınca başında bekleyen komşular, düğünde sevinci paylaşan, cenazede acıyı omuzlayan insanlar vardı.
Bugün ise aynı apartmanda yıllarca oturup birbirinin adını bilmeyen insanlar çoğaldı. Asansörde göz göze gelmemek için telefon ekranına bakanlar, yan dairede kimin yaşadığını merak etmeyenler, komşuluk hukukunu sadece eski filmlerde hatırlayanlar olduk.
Oysa komşuluk sadece yan yana yaşamak değildir. Komşuluk; güven demektir, dayanışma demektir, paylaşmak demektir. İnsan zor gününde akrabasından önce komşusunun kapısını çalar. Çünkü en yakınındaki odur.
Toplumun temel taşı aile ise, aileyi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri de komşuluktur. Mahalle kültürünün güçlü olduğu dönemlerde insanlar yalnızlık çekmezdi. Çocuklar sokakta birlikte büyür, büyükler birbirinin derdiyle ilgilenirdi. Bir evden yemek kokusu yükseldiğinde diğer evlerin de kapısı çalınırdı. Çünkü paylaşmanın bereket getirdiğine inanılırdı.
Ne yazık ki modern hayat bize birçok kolaylık getirirken bazı değerlerimizi de elimizden aldı. Teknoloji ilerledi, binalar yükseldi ama insanlar birbirinden uzaklaştı. Sosyal medyada yüzlerce arkadaşımız var belki ama kapımızın yanındaki komşumuzun bir sıkıntısı olup olmadığını bilmiyoruz.
Oysa dinimiz de komşuluk hakkına büyük önem verir. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), komşunun hakkını anlatırken neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını düşündüğünü ifade etmiştir. Bu kadar önemli görülen bir hakka bugün ne kadar riayet ediyoruz, kendimize sormamız gerekiyor.
Komşuluk hakkı sadece rahatsız etmemek değildir. Gürültü yapmamak, ortak alanları temiz kullanmak elbette önemlidir. Ancak komşuluk bunun çok daha ötesindedir. Bir ihtiyaç olduğunda yanında olmak, hastasını ziyaret etmek, yaşlısına sahip çıkmak, bir tas çorbayı paylaşabilmektir.
Özellikle yaşadığımız deprem felaketinden sonra komşuluğun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bir kez daha gördük. En zor günlerde insanlar birbirine sarıldı. Aynı sokağı paylaşanlar ekmeğini, suyunu, battaniyesini bölüştü. O günlerde ortaya çıkan dayanışma ruhu aslında bu milletin özünde var olan komşuluk kültürünün bir yansımasıydı.
Şimdi bize düşen, bu değerleri yeniden canlandırmaktır. Apartmanlarda birbirimize selam vermeyi, hal hatır sormayı, çocuklarımızı paylaşmanın ve dayanışmanın güzelliğiyle büyütmeyi başarmalıyız. Çünkü güçlü toplumlar yalnız yaşayan bireylerden değil, birbirine sahip çıkan insanlardan oluşur.
Unutmayalım ki bir gün hepimizin bir komşuya ihtiyacı olacaktır.
Kapımızın hemen yanında duran insanı görmezden gelmek yerine ona bir selam vermek, bir hatır sormak belki de kaybetmeye yüz tuttuğumuz komşuluk kültürünü yeniden ayağa kaldıracaktır.
Çünkü komşuluk hakkı, sadece bir hak değil; insan kalabilmenin de en güzel göstergesidir.

YORUMLAR