Gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelen ve yediden yetmişe herkesin saatlerini devirdiği sanal medya, bilinçsiz tüketildiğinde adeta bir saatli bombaya dönüşüyor. İlk dönemlerde eski dostları bulma ve sosyalleşme amacıyla hayatımıza giren dijital platformlar; günümüzde mahremiyet ihlalleri, bilgi kirliliği ve aile içi kopukluklar gibi devasa sorunlarla anılıyor.
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) İktisadi ve İdari Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yasemin Ertan Koçak, modern kullanıcının artık sadece bir ‘izleyici’ olmadığını, aynı zamanda dijital içerikleri üreten ve yayan aktif birer aktör haline geldiğini vurguladı.

Sanal Medyanın Zararı Nerede Başlıyor?
Sanal dünyanın sunduğu kolaylıkların yanında bireysel ve toplumsal riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Dr. Koçak, tehlike çanlarının çaldığı sınırı şu sözlerle özetledi:
“Sanal medya kullanımı; kişinin uyku düzenini, okul, iş ve aile sorumluluklarını aksatıp yüz yüze iletişimi engellediği an ciddi bir risk haline gelir. İnsanların sürekli kontrolsüzce başkalarının ‘vitrin’ hayatlarını izlemesi; mutsuzluk, yetersizlik ve derin bir memnuniyetsizlik doğuruyor. Yapılan araştırmalar, yoğun dijital maruziyetin kaygı, stres, depresyon, özgüven kaybı ve ciddi dikkat sorunlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor.”
Aynı Evde Yaşayan “Ekran Yabancıları”
Dijitalleşmenin en büyük darbeyi aile kurumuna vurduğuna dikkat çeken Dr. Koçak, çocukların empatiyi ve sağlıklı iletişimi ilk olarak aile içinde öğrendiğini hatırlatarak ebeveynlerin doğru rol model olması gerektiğini belirtti:
- Çocuklar ve Dijital Ayak İzi: Çocukların hayatlarının bilinçsizce sanal medyada paylaşılması, gelecekte silinmeyecek dijital ayak izleri bırakıyor. Bu durum çocuk hakları ve mahremiyet ihlallerini beraberinde getiriyor.
- Aile İçi Duygusal Mesafe: Aynı odada olmalarına rağmen herkesin gözü ekrandaysa duygusal bağlar, empati ve karşılıklı anlayış zedeleniyor. Farkındalık düşük olduğunda aile üyeleri birbirinin ihtiyaçlarını görmezden gelmeye başlıyor.
- Ergenler ve Siber Zorbalık: Aidiyet arayışındaki ergenler için sanal medya bir ifade alanı sunsa da; siber zorbalık, tehdit, taciz ve aşağılanma gibi travmatik süreçleri de tetikliyor. Bu durum gençleri ağır psikolojik sonuçlara ve sosyal izolasyona sürüklüyor.
Çözüm Yasaklamak Değil, “Dijital Kültür” Oluşturmak
Toplumsal boyutta bakıldığında sanal medyanın kriz anlarında hızlı bilgi akışı ve dayanışma gibi büyük avantajları olduğunu aktaran Dr. Yasemin Ertan Koçak, madalyonun diğer yüzünde ise çevrim içi şiddet, nefret söylemi ve kutuplaşmanın toplumun aidiyet duygusunu kemirdiğini ifade etti.
Çözümün katı yasaklardan geçmediğini savunan Koçak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Asıl konuşmamız gereken şey sanal medyayı tamamen yasaklamak değil; aile bağlarını güçlendiren, bireyin ruh sağlığını koruyan ve çocuk haklarını gözeten ortak bir ‘dijital kültür’ inşa etmektir. Gençlere ani ve sert yasaklar koymak yerine, süreci kademeli, kontrollü ve bilinçli bir yönlendirmeyle yönetmek çok daha kıymetlidir.”
