UNESCO’nun “Türkiye’nin ilk ve tek Edebiyat Şehri” unvanıyla Kahramanmaraş’ı onurlandırması, şüphesiz hepimizin göğsünü kabartan, manevi kimliğimizi taçlandıran tarihi bir adım. 1700’lerden bugüne uzanan, Osmanlı’nın derinliğiyle mayalanmış ve Cumhuriyet dönemini “Yedi Güzel Adam” ile mühürlemiş köklü bir edebiyat geleneğinden geliyoruz. Ancak bugün, bu görkemli unvanın ışıltılı tabelaları altında, acı bir gerçekle yüzleşmek zorundayız: Kültürel bir çölleşmenin eşiğindeyiz.
Dünya arenasında “şiirin ve edebiyatın başkenti” olarak anılmak büyük bir onur; fakat bu unvan, vitrinlik bir aksesuar mı yoksa şehrin ruhuna işleyen bir yaşam biçimi mi?
Ne yazık ki, sokaklarımız, mahallelerimiz ve okullarımızdaki tablo, o cafcaflı logolardan oldukça uzak. Şehrimizde kitap okuma oranları içler acısı bir noktada. Nüfusun büyük bir kısmı, ufkunu açacak, dünyasını değiştirecek edebi ya da felsefi tek bir satırı okumadan günlerini tüketiyor. Bizler, bugünün bomboş kalmış raflarını, geçmişin nostaljik hatıralarıyla doldurarak vicdanımızı rahatlatmaya çalışıyoruz.
“Edebiyat şehri”nin kitapçılarına girdiğinizde ise sizi bekleyen şey edebiyat değil; birer “test deposu” görünümündeki dükkanlar. Çocuklarımız, bilginin ve sanatın taşıyıcısı olan kitaplarla değil, onları sisteme hapseden optik form doldurma araçlarıyla kuşatılmış durumda. Kitap, bir zihin açıcı olmaktan çıkmış, sadece sınav barajlarını aşmak için kullanılan mekanik bir aparata dönüşmüş.
Doğal olarak bu durum, şehrin eğitim kalitesine ve akademik başarısına da yansıyor. Eleştirel düşüncenin, tartışma kültürünün ve evrensel bir bakış açısının sınıflarımızda yeşeremediği bir ortamda, toplumumuz ne yazık ki kendi içine kapanıyor. Oysa edebiyatın özü; empati kurmak, başkasını anlamak ve evrenseli yakalamak değil midir? Bu içe kapanmışlıkla, sahip olduğumuz o şanlı unvanın ruhunu karartmıyor muyuz?
Hadi her şeyi bir kenara bırakalım; peki ya bu şehrin bağrından çıkan, hala yazmaya ve üretmeye gayret eden yerel yazarlarımızın, genç kalemlerimizin hali ne olacak? Senede bir kez düzenlenen kitap fuarıyla bu şehre edebiyat iklimi gelmez. Eserlerin sergileneceği, okurla buluşacağı, yaşayan kalıcı mekanlar inşa etmedikçe yazarlarımızı “vitrinsizlikten” kurtaramayız.
UNESCO logolu turistik broşürlerle bu iş yürümez. Kütüphanesi zayıf, kitapçısı test deposuna dönmüş, okuma alışkanlığı dip yapmış bir şehrin edebiyat kimliği, olsa olsa bir “tabela edebiyatı”ndan ibaret kalır.
Şimdi bu şehri, üzerindeki o ağır “ezberci prangalardan” uyandırma zamanıdır. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Fırat Görgel’in öncülüğünde, sadece merkezi değil, tüm ilçelerimizi kapsayan bir “Edebiyat Devrimi”ne ihtiyacımız var. Edebiyatı lüks bir unvan olmaktan çıkarıp, insanımızın en temel zihinsel ihtiyacı haline getirecek somut adımları atmak; kütüphaneleri diriltmek, yazara sahip çıkmak ve bu şehri ruhuna yaraşır bir okuma seferberliğiyle ayağa kaldırmak bir tercih değil, zorunluluktur.
Edebiyat şehrinin ışıkları, artık sadece tabelalarda değil, gençlerimizin elindeki kitaplarda yansımalı.

YORUMLAR