Şehir hayatının gürültüsünden ve tozundan yorulanlar için Göksun, 2026 turizm sezonunda “terapi merkezi” görevini üstleniyor. Yüksek rakımı, buz gibi akan pınarları ve endemik bitki örtüsüyle Göksun yaylaları, sadece birer coğrafi nokta değil; birer kaçış noktası. Bu yıl özellikle elektrikten uzak, doğayla baş başa konsepti, Göksun’u kampçıların ve fotoğrafçıların favorisi yaptı.
“Burada Nefes Aldığımı Anlıyorum”
Göksun ilçe merkezinde sırt çantasını hazırlayan üniversite öğrencisi Selin’e (22) kulak veriyoruz:
“Gaziantep’ten geliyorum. Oranın sıcağından sonra Göksun’un yaylaları bana ilaç gibi geliyor. Favorim Berit Dağı’nın etekleri. Sabah çadırı açtığınızda altınızda bir bulut denizi görüyorsunuz. Bu lüksü hiçbir otelde bulamazsınız.”
Yıllardır yaylacılık yapan “Koca Reis” lakaplı İsmail Amca (70) ise değişimi şöyle anlatıyor:
“Evlat, biz buralarda hayvan otlatır, peynir yapardık. Şimdi bakıyorum, şehirliler ellerinde makinelerle geliyor. Bizim çoban ateşimize misafir oluyorlar. Onlara tavsiyem; doğayı bozmasınlar, çöplerini bırakmasınlar. Göksun’un havası her derde devadır.”
Neden Göksun Yaylaları?
Doğa bilimcileri ve turizm acenteleri, Göksun’un mikro-klima özelliğine dikkat çekiyor. Akdeniz’in nemi ile İç Anadolu’nun sert ikliminin kesiştiği bu noktada, Türkiye’nin hiçbir yerinde görülmeyen çiçek türlerine rastlamak mümkün. 2026 analizlerine göre; özellikle Kozcağız ve Meryemçil hattı, sürdürülebilir turizmde (eko-turizm) bölgenin en çok talep gören yeri haline geldi.
İşte Göksun’un En Güzel 5 Yayla Rotası:
-
Berit Dağı Yaylaları: Dağcılık ve zirve tırmanışı tutkunlarının vazgeçilmezi.
-
Meryemçil Yaylası: Serinliğiyle meşhur, ulaşımı en kolay huzur noktası.
-
Kozcağız Yaylası: Fotoğrafçıların favorisi, endemik ters lalelerin evi.
-
Değirmendere Yaylası: Akarsu kenarında kamp yapmak isteyenlerin ilk tercihi.
-
Payambel Yaylası: Sessizlik arayanlar için en bakir durak.
“Yerel Lezzetler Yaylayı Tamamlıyor”
Yayladan dönen bir aileden görüş aldığımızda ise vurgu yöresel lezzetlere kayıyor:
“Göksun yaylasına çıkıp da orada pişen bir yayla çorbasını içmeden, taze çökelek yemeden dönmek olmaz. Çocuklarımız doğayı burada tanıyor. Şehirdeki tabletlerden kurtulup toprağa dokunuyorlar. Bu paha biçilemez.”
