Bir şehrin gelişimi, yükselen binaların sayısıyla ya da açılan yeni yollarla ölçülmez. Beton çoğalabilir, nüfus artabilir; ancak bunlar tek başına kalkınmanın göstergesi değildir. Asıl gelişim, insanın ufkuyla başlar. Çünkü şehirleri ayakta tutan şey beton değil, bilinçtir.
Eğitimin ihmal edildiği bir şehirde ne sanayi kalıcı olur ne de yapılan yatırımlar bereket getirir. Bilgiyle beslenmeyen üretim kısa sürede tükenir, vizyonsuz büyüme çabuk çöker. Eğitim, bir ilin hem bugünü hem de yarınıdır; ihmal edildiğinde şehir, geleceğini kendi elleriyle zayıflatır.
Üreten bir ekonomi yoksa gençler gider. Gençlerin gittiği yerde umut azalır, umudun tükendiği yerde ise şehirler ayakta kalamaz. İşin olduğu yerde umut vardır, umudun olduğu yerde ise hayat… Bir kentin gerçek zenginliği, gençlerinin başka şehirlerde değil, kendi memleketlerinde gelecek hayali kurabilmesidir.
Elbette altyapı da bu umudun zeminidir. Yol yoksa ticaret yürümez, plan yoksa şehir gelişmez. Plansız büyüme, geleceği bugünden tüketmektir. Sağlam bir altyapı; yalnızca bugünün ihtiyaçlarını değil, yarının beklentilerini de karşılayabilmelidir.

Ancak tüm bunların üzerinde bir değer vardır ki, o da yönetim ahlakıdır. Adaletin olmadığı yerde bereket olmaz. Şeffaflık yoksa güven oluşmaz. Çok şükür ki ilimiz, yönetim ahlakını güçlendirme konusunda önemli bir irade ortaya koymakta ve bu yolda hızla mesafe katetmektedir.
Gelişmiş bir şehir; huzurun hâkim olduğu, emeğin karşılık bulduğu, gençlerin geleceğini başka şehirlerde aramak zorunda kalmadığı yerdir. Kısacası bir ilin gerçek gelişimi, insanı merkeze alıp geleceği dert edinmesiyle mümkündür.
Şehirler büyür, yollar yapılır, binalar yükselir… Ama asıl mesele, insanın gönlünde ve zihninde yükselen bir şehir inşa edebilmektir. Çünkü şehir dediğiniz şey, en nihayetinde insandır.
