Bölge insanımız iyi bilir; şaşkınlığın, hayretin, “Yahu bu işin aslı astarı nedir?” diye sormanın en yalın, en bizden ifadesidir bu söz. Bugünlerde Kahramanmaraş sokaklarında, kahvehanelerinde, hatta devlet dairelerinin koridorlarında kulaktan kulağa fısıldanan her belirsizliğin ardında tam olarak bu feryat yankılanıyor: Ne dedi heri, ne dedi?
Peki, bizi bu şaşkınlığa, bu soruyu sormaya mecbur bırakan ne? Bugünlerde şehrimizdeki resmi kurumların genelinde, o çok önemli müdürlük koltuklarını işgal eden bürokratlarımızda tuhaf bir “sessizlik sarmalı,” garip bir ketumluk hali peydah oldu. Elbette devlet ciddiyeti, gizlilik esası önemlidir; buna hiçbir lafımız olamaz. Tabiri caizse bir kurumun “yatak odası” mahremiyetindeki sırları, art niyetli odaklar kurcaladığında kapıyı yüzlerine kapatmak o makamın namusudur, en doğal hakkıdır.
Ancak anlamadığımız, anlamakta zorlandığımız çok temel bir ayrım var: Gizlilik nerede başlar, memleket meselelerini halktan kaçırmak nerede biter?
Depremden Çıkmış Bir Şehirde “Basit” Şeyleri Saklamak Kimin İşine Yarar?
Kahramanmaraş, asrın felaketini yaşamış, canı yanmış, topyekûn bir ayağa kalkma mücadelesi veren bir şehir. Bizim şu aşamada öyle büyük sırlar dairesinde saklanacak meselelerimiz yok. Bizim dertlerimiz gayet basit, net ve hayati: Hangi sokakta, hangi proje ne zaman başlıyor?
Bürokratik engeller nasıl aşılıyor?
Bunlar “devlet sırrı” değil; aksine, basınla ve kamuoyuyla paylaşıldıkça üzerindeki tozun kalkacağı, şehrimizin yararına işlerin hızlanmasını sağlayacak konulardır. Basın yazacak ki Ankara sesimizi duyacak, vatandaş bilecek ki devletine olan güveni taze tutacak.
Bugün koca Türkiye Cumhuriyeti’nde en üst düzey görevden alma kararnamelerini, atamaları, devasa bütçeli kararları bile bırakın basın mensuplarını, sıradan vatandaşlar dahi anında öğrenip takip edebiliyor. Ülke genelinde şeffaflık rüzgarları bu denli hızlı eserken, bizim yereldeki bazı yöneticilerin adeta birer “kapalı kutu” gibi davranması ne kadar gerçekçi? Biz Bu Mücadeleyi Kimin İçin Veriyoruz?
Bizler; atanmışıyla, seçilmişiyle, dürüst gazetecisiyle ve en önemlisi sabırla sırasını bekleyen vatandaşıyla bu memleket yeniden ayağa kalksın diye gecemizi gündüzümüze katmıyor muyuz? Hepimizin ortak kaygısı Maraş’ın geleceği değil mi?
Eğer niyet ortaksa, bu bilgi saklama, kapıları kapatma, basından köşe bucak kaçma telaşı niye? Şeffaflık, iş birliğini getirir; iş birliği ise bu yıkılmış şehre hız kazandırır. O duvarların arkasına saklanarak memlekete fayda sağlanamaz.
Yazının başında sorduk ya hani, “Ne dedi heri, ne dedi!” diye…
Halkın ve basının sorduğu basit sorulara cevap vermeyip kafasını kuma gömenlerin, yarın bir gün o koltuklardan sessiz sedasız gittiklerinde arkalarından ne deneceğini, bu işlerin perde arkasını ve bu ketum tavırların memlekete verdiği zararın şifrelerini sanırım en iyi benim değerli kardeşim Ersoy bilir.
Sözü daha fazla uzatmaya gerek yok. Sayın müdürler, sayın yetkililer; kapıları açın, ses verin. Çünkü bu halk, kulislerde dönen fısıltılardan yoruldu ve artık net bir cevap duymak istiyor!

